• BIST 107.041
  • Altın 143,429
  • Dolar 3,5663
  • Euro 4,1548
  • İstanbul 32 °C
  • Ankara 32 °C

Hz. Ömer’den adil yönetim dersi

Hz. Ömer’den adil yönetim dersi
Bu gün İslam’da din ve siyaset birliği gibi bazı yorum hataları yapılmaktadır. İlk İslam toplumlarında, idare dinin emirlerine bağlı olduğu için sanki din ile siyaset birbirine bağlı biliniyor.
 Oysa din ile siyaset birbirinden ayrıdır. Din kalbe; siyaset akla hitap eder. Din ile siyaset birbirinden olsa da hassasiyet noktasında birbirine yardımcı olması gerekir. Hz. Ömer’in bir yönetici olarak kendisi için uygun gördüğü sıfat“Emir’ül-müminin” (inananların emiri-yöneticisi) dir. “Emr” dünyevi iş, güç anlamında kullanılmaktadır.
 
Hz. Ömer hem halife hem devlet yöneticisi olmakla beraber, yöneticilik sıfatı ve yönetimde ki adaleti günümüz siyasetçilere güzel bir örnektir.
 
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de yönetimin (siyasetin) akla ve uzmanlığa dayalı dünyevi bir iş olduğunu belirtmektedir. Ona göre hamiyet ayrıdır, iş ayrıdır. Bir kalb ve vicdan İslam’ın faziletleriyle süslenmez ise ondan gerçek hamiyet, sadakat ve adalet beklenilmez. İş ve sanat ayrı bir uzmanlık olduğu için yönetim konusunda ehliyet ve marifete önem verilmelidir. Bediüzzaman’a göre, salahat ve marifetin bir arada olması arzu edilir bir şeydir, ancak bu ikisinin bir arada olması çok düşük bir ihtimal olduğu için yönetimde maharet, salahate tercih edilir. Fasık bir adam güzel çobanlık yapabilir, ayyaş bir adam ayyaş olmadığı vakitte iyi saat yapabilir.

"EY ÖMER BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN"
 
Hazreti Ömer (ra) hem halife hem de devlet yöneticisi idi. Peygamberimizin,(a.s.m)“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” hadi­sini devamlı hatırında tutardı. Bu maksatla, her günün akşa­mında kendi kendine, “Ey Ömer, bugün Allah için ne yaptın?” diye sorardı?
 
Ölümü her gün kendisine hatırlatacak birini vazifelendirmişti. Saçına beyaz kıllar düştükten sonra, vazifelendirdiği bu zata, “Artık sana ihtiyaç kalmadı.” di­yerek vazifesine son verdi.
 
Fırat Nehri kena­rında bir koyun kaybolsa, onun hesabını dahi Allah’ın kendinden soracağına inanıyordu.
 
Hz. Ömer (r.a.), bir savaş sonrası ganimetleri taksim etmişti. Herkese bir parça kumaş düşmüştü. Fakat bu kumaş tek başına bir işe yaramıyordu.

Oğlu Abdullah, babasına:

“Bu kumaş tek başına ne benim, ne de senin işine yaramıyor. Ben hakkımı sa­na vereyim de, kendine güzel bir elbise yaptır.” demişti.

Hz. Ömer de oğlunun hediyesini kabul ederek bir elbise yaptırmıştı.
Birkaç gün sonra, üzerinde bu elbise olduğu halde bir konuşma yapmak için minbere çıkmıştı.
 
“Ey müminler! Beni dinleyin ve bana uyun.” der. arka saflarda biri itiraz eder.
 
“Ey müminlerin emiri! Seni dinlemiyorum ve sana itaat da etmiyorum! Çün­kü sen, Allah ve Resul’ünün yolundan gitmiyorsun!” dedi.
 
Halife bu büyük iddia karşısında sarsıldı:

“Neden?” diye sordu.

O zat sebebini şöyle izah etti:

“Ganimet taksiminde, bizlerden hiçbirine elbise diktirecek kadar bir kumaş düşmediği halde, görüyorum ki, sen o kumaştan fazla almış, bir elbise yaptır­mışsın!”

Hz. Ömer, hesabını veremeyeceği bir iddiayla karşılaşmayı bekliyordu. Bu­nu duyun­ca rahatlamıştı. Cemaat arasında bulunan oğlu Abdullah’a (r.a.) işaret etti. Hz. Abdullah da kalkıp durumu izah etti. Payına düşen kumaşı babasına verdiğini söyledi.

Halk sevinçliydi. Gözler ikazda bulunan zata yönelmişti. O zat ayağa kalktı ve:
 
“Şimdi konuş, ey müminlerin emiri! Şimdi dinliyor ve sana itaat ediyorum.”dedi.
 
Bunun üzerine ellerini Rabb’ine açan adalet kutbu Halife Ömer şöyle dua et­ti:

“Ey Rabb’im! Sana sonsuz hamd ediyorum ki, beni, yapacağım hatalardan do­layı ikaz edecek bir ümmete halife etmişsin.”

Hz. Ömer, hilafeti zamanında sık sık Medine sokaklarında dolaşır, halkın du­rumunu kontrol eder, ihtiyaç sahiplerini tespite çalışırdı. Bir gece dolaşırken bir evden çocuk ağlamaları işitti. Hz. Ömer, çocukların niçin ağladığını sordu. Kadın, iki günden beri aç olduklarını, bundan dolayı ağladıklarını, onları avu­tup uyutmak için boş tencereyi karıştırıp durduğunu söyledi. Hz. Ömer bu cevap üzerine irkildi.

“Biraz bekle, ben hemen ge­liyorum.” dedi.

Hemen koşup bir miktar un ve yağ sırtladı. Hizmetçisi de yanın­daydı. Torbayı taşımak için ısrar ettiyse de, Hz. Ömer:

“Kıyamet günü benim yükümü de taşıyacak mısın?” diyerek onun isteğini reddetti.

Hz. Ömer bir defasında birinin dilendiğini gördü. Yanına yaklaştı. Bu bir gayrimüslimdi. Niçin dilendiğini sordu. İhtiyar, cizye verdiğini, bu sebeple fa­kir düştüğünü, cizye verecek durumda olmadığını söyledi.
Adalet güneşi Hz. Ömer, onu yanına aldı, hazineden kendisine maaş bağladı. Sonra da şöyle dedi:
 
“Genç iken bunları çalıştırıp, yaşlandıkları zaman da sokağa atamayız.”
 
İşte Salahatta bu, maharette bu, idare de budur… Devletine, milletine hayırlı iş ve hizmette bulunmak isteyenler, bu anlayışla halkın karşısına çıksın, ben de bir hizmetkarım, efkarını beyan etsin. 
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Vatandaş Ne İzliyo | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.